ONUN ADIYLA..SEVDİĞİNE SELAMLA..

Ellerim küçük,kollarım güçsüz..Yıldızlar uzak,yüzleri parlak..Gönlüme düşen kadarı içimi ışıtan kadarı yazıya dökülsün..Yıldızlar da aldığı ışığı yansıtır ya,yıldızlardan aldığı bir ışık olursa yansıtsın kalem..

9 Mart 2011 Çarşamba

Guder



Ne adı var,ne nesebi..Bir tek efendimizin bir kerelik hitabı kalmış akıllarda..Hazırladığımız çocuk sahabe kartlarında şükür kimseye çıkmadı derken,okulda dağıtılınca alıvermiş tatlı mı tatlı bir çocuk,Guder i..Öğretmeniim benim adım Guder mi?deyince gördüm gözlerinin içini,ve Guder ne sevimli göründü gözüme,ne kadar bizden biri...

Enes diyor ya bana bir gün bile bunu neden böyle yaptın,neden böyle yapmadın demedi efendimiz.Hiç bir çocuğa kızmadı,diyor ya..Her çocuğa yapabileceği görevler verir,takip edermiş ya..Yine bir çocuğa bir salkım üzüm veriyor,bunu annene götür diyor.Yolda giden çocuk,üzümden bir tane alıyor,bir tane daha,bir tane daha,bir tane daha ve üzüm bitiveriyor..Aradan bir iki gün geçiyor ki Efendimiz soruyor karşılaştığı çocuğa,ne yaptın ,götürdün mü üzümü annene?Çocuk,düşünüp yiyiverdim ben onu deyince,vefasız manasında,Guder,demiş efendimiz...

7 Mart 2011 Pazartesi

Tufeyl Bin Amr

Her hidayetin önünde iyi bir gidişat var.Tufeylde de öyle..Cömert, iyiliksever, samimi, canayakın..Sözden anlayan,şiirden,tesirli söz söyleyen..Her hidayetin önünde küçük büyük engeller var,aşılması gereken..Tufeylde de, bir çift küçük pamuk,pamuk ipliğiyle bağlı delalete..Her hidayette bir nur var,Tufeylde de ,yolunu aydınlatan..

Tufeyl,bunca iyiliğiyle,tanınan bilinen ikram gören bir Devsli.Yine hac yapmaya niyetlenmiş,yine Kabe de hac,tavaf ve putlara hediyeler sunmaya gelmiş birisi.Kureyş hep ikram etse de ona b kez farklı,farklı bir ihtimam var,farklı bir yere gelişi sözün.Kureyşten çıkan biri var.Sözü sihirli,evlatla babayı kadınla kocayı ayırmış,Kureyş i bölmüş.Uyarıyorlar Tufeyli,kavmini korumak istersen sakın onu dinleme..Korkuyor Tufeyl,sakınıyor,olur da sözü kulağıma erişirse diye kulağına pamuk tıkıyor,yönünü Kabe ye verip tavafa gidiyor.Karşısında efendim,namaz kılıyor,kulak tıkalıysa da göz büyüleniyor,bu huşu bu duruş alıp beni getirdi istemeden taa yanına diyor Tufeyl,gözünü alamadığı efendimizin sesi,pamuğa rağmen kulaklarına doluyor..Zaten kalp görüyor,kalp duyuyor...Söz içine işliyor,efendimizi takip ediyor,içten içe konuşarak,sen diyor kendine iyiyle kötüyü,güzelle çirkini ayırabilirsin,çıkar şu pamukları,doğruysa alır kabul edersin,yanlışsa yoluna devam edersin..Kapıyı çalıyor izin istiyor,ona izin veriliyor,hidayet veriliyor.İhlas ve muavizeteyn veriliyor..Ben böyle güzel söz işitmedim diyor..

Kavmine giderken istediği bir işaret üzerine ona yolunu aydınlatacak bir nur veriliyor da adı zünnur,oluyor..

Kaç modern tıkaçla kapalı kulaklarımız
Ne kadar nura muhtaç karanlıklarımız
Evinin yolunu takip etmiyor ayaklarımız
Artık nereye döneceğini bilmiyor ayaklarımız
Ahir zamanda biz bizim yüzümüzden yapayalnızız...

9 Ocak 2011 Pazar

Huzeyfe Bin Yeman

Sır saklayana verilir.Sırla onurlanan kişi,sızdırmaz küp olur içindeki suyu,sırlanır ayna olur huyu.Huzeyfe..Vefanın,zekanın,doğruluğun müşahhaslaştığı sahabe,sohbetle yetişen yani.Sadece sohbetle yetişen değil,sırla özelleşen biri..Peygamberin sırdaşı..Neler var hayatında kim bilir,babası aslen Mekke li,ama karışıp gittiği yer Medine..Müslüman olup sırdaşı olacak sevgilinin yanına gidince,henüz hicret edilmemişken Mekke de,telaşı ondan belki,soruşu,Ya resulallah ben muhacir miyim,ensar mı?İki müthiş seçenek,ecri ayetle sabit.Ve muhayyer bırakılışı,ikisi arasında,hangisini istersen ondansın Huzeyfe..Ve ensardır Huzeyfe,yardımcı hep yardımcı..Önce sevgiliye,ardından Ömer e,Nihavendde onun elleri,Azerbaycanda izleri.

Çok dokundu bana Huzeyfe nin halleri,sevgilinin diliyle sırlanan sözleri,sağlamlaşan vefası,doğru sözlülüğü.Babasıyla yolda gidişi,Bedir savaşı galiba,azıcık müslümanlar adama ne kadar ihtiyaçları var,müşrikler babasıyla Huzeyfe yi onlara karşı savaşmayacaklarına söz vermeden bırakmazlar.Varınca sevgilinin yanına anlatılır durum,savaşamazsınız der Peygamberimiz.Sözünüzde durun...

Çok dokundu bana Huzeyfe nin halleri,babası ve bir ihtiyar arkadaşı kadınların çocukların başındadır.Yürekleri hesaplaşmada.Şimdi gelecek şehadeti,az sonra gelecek ölüme tercihte..Bırakıp gidiyorlar kadınları,çocukları kendi hallerine bir mağaranın içinde..İkisi de birazdan Hakka kavuşuyorlar..Huzeyfe koşuyor,babası müslümanlar tarafından vurulmuş,baba arkadaşı müşrikler tarafından..Müslümandan gelen okla vurulmak,kardeşin hedefine rastlamak,bir tarafının kendi tarafından vurulması,ne acı.Ne dengeyi bozan bir hal,ama Huzeyfe itidalli,bozulmuyor muvazenesi,nasıl yerleşmiş diline dua bu kadar,ani olaylarda çıkmaz mı insanın gerçek kelimeleri...Allah sizi affetsin diyor,diyetini kabul etmiyor babasının,bağışlıyor kardeşlerine...

Dinlemek başka,canın dilinden.Ne okusam öyle kalmadı elimde.Ama Huzeyfe nin dilinde bir fitne teyakkuzu var tüm kayıtlarda,içinde onca münafığı tutmak kolay mı,dilinde fitneden kurtulma yolları,dua oruç namaz..O sırlanmış kalpten pay almaya çalışması dostların sormaları,en büyük fitne nedir diye ve tarifi Huzeyfe nin,anlatması bizim sıklıkla yaşadığımız ahir zaman hallerini.Sana hayır ve şer sunulduğunda hangisini yapacağını bilememen,düşündüğün halde bulamaman işin içinden çıkamamandır..Ahir zamana uyarısı,her topluluğa o topluluğun münafığı baş olmadan kıyamet kopmaz demesi.Nifak ve fitnenin yakıcılığı...Dostların denemesi kendini mihenk taşında,Ömer soruyao mesela,Ey Huzeyfe ben var mıyım o münafıklar arasında?Hayır Ya Ömer..Ya atadıklarım?Bir tane..Ama sır..Feraset bulur çıkarır,Ömer bir kapıdır,doğruluk kapısı,sorar yine Huzeyfe ye,kapı açılır mı yoksa kırılır mı?Kırılır...

Ey Rabbül Alemin..Huzeyfe nin kalbindeki sır hakkı için,sırla kalplerimizi..Kardeşlerimizden gelen oklara karşı koru dengemizi,bağışla fitneye tutulan münafık hallerimizi...

2 Ocak 2011 Pazar

Ebu ZER

Yalnız yürüsek..Biraz düşünsek,biraz gülsek,biraz ağlasak kendi kendimize,yalnız,tıpkı yaşamdan bir sayfa kopyalar gibi...Bir farketsek,yalnızlık ve yürümenin kendileştireceğini böylesine..
Yapayalnız yürümek sahralar,çöller üstünde altın alev güneşin altında..Saatlerce yürümek,zamanı unutarak.Zaten umut bağlamadığın yaşlı yorgun bineği yarı yolda bırakarak,ki belki de bedenindir o binek,yürümek..
Size binek bulamıyorum diye hüzünlenen kalbi hatırlamak.Gözleri dolu yürümek.O kalpten kopamamak, arkasında kalamamak,ardı sıra yürümek.Yanına birini bile beklemeden,aramadan,konuşmadan,söylenmeden,sızlanmadan.Arkada kalanların kirleneceği Tebük seferinde,yapayalnız yürümek,oturup kalmamanın tek çaresi yürümek...Kafilenin arkasından yetişme ihtimalini düşleyerek yürümek..

İnsanın yürüyüşünden yaşamı anlaşılır ancak.Yaşam başlı başına bir yürüyüştür çünkü.Karaltı halinde görünürken bir insanın görünüşü uzaklardan bilen bilir,korkmayın,O Ebu Zer dir.Yalnız yürür,yalnız yaşar,yalnız ölür,yalnız dirilir.Yalnızlık onda başlı başına bir zenginliktir.Ne kadar fakr içinde olsa o zerrü simin kaynağıdır.Altının mücevherin biriktirilmesine kızışı içindeki maden yatağından belki.Kalabalığa dalıp gidemeyişi,tevhid pınarının sesini uzaklardan bile duyduğunda heyecanlanışı,şair kardeşini gönderip bilgi alışı,tatmin olmayıp,Mekke de Efendimizi,Esselamü Aleyke Ya Rasulallah diyerek selamlayışı,sakla denmesine rağmen,imanın içine sığamayışı,bir ömür hakkı hakikati taşırması gönül testisinden,bundan belki.

Efendimizden bahsederken dostum sevgilim bana şöyle demişti deyip anlatışını duyabilsek.Şehrin kalabalık şaşaalı hayatına itirazına dayanamayanlar onu yanlarından uzaklaştırdıklarında,hani Medine yakınlarında bir eve yerleşip hacılarla sohbet ettiği o eve yerleştiğinde ona misafir olup dinleyebilsek.Bize dostunu anlatsa,sevgilisini,bilemediğimiz tanıyamadığımız kimler varsa daha.Abdullah bin Mesudu..Eski günlerini,hani yol kesen kabilesini,nasıl dönüşebiliriz böyle bir soluğa ümitlensek..Bir kul hırsızlık yapsa,zina etse,yalan söylese de yine de affolur mu deyişini duysak,ve Rabbin merhametini...

Yalnız yürüsek..Sıcakta ya da şu soğukta,biraz yalnız yürüsek,ara sokaklardan, binaları yıkarak gözlerimizle,yerde un ufak olurken taşlar,ayağımız altında kaybolsalar.Uzaktan bir kafile görünse ilerde,içimizde bir acı bir ümit,karmakarışığız,içimize yürürken..Kafileye ulaşsak derin vadilerimizden geçip,bize en tanıdık beyte,beyti atike,kalbimize giderken,huzur çarşısına niyetlenirken...Ebu Zere uğramayı, uğrayıp altın bulmayı düşlesek.Önde Abdullah bin Mesud.Konuşmadan ilerlesek,birbirimize tanıdık.Bozamasa yalnızlığımızı bu tanıdıklık..Yaklaştıkça havanın ağırlaşışını hayra yorsak.Sonra bir evladın sesiyle irkilsek,bu Ebu Zer dir,onun defnine kim yardımcı olur dese..Yalnız yürümüş yalnız yaşamış yalnız ölmüş ve yalnız dirilecek,yalnızlığın onurunu efendimizin diliyle yüceltecek bir insanın arkasından,ağlasak,ağlasak,hiç ses çıkarmadan..Sevgilisinin onu bıraktığı gibi kalmaya ahdetmiş bir vefanın yasını tutsak.Amel, kalp değil ama yaşam standardı olarak bir günü diğerine eşit olmayan bizler..

18 Aralık 2010 Cumartesi

Küçük Çoban-Abdullah ibni Mesud-

Mekke,tüm arabistandan farklıydı,iklimiyle,coğrafyasıyla bile..Her yerde savrulan kavrulan kum fırtınalarındaki sahralar çöllere karşı Mekke de bağrı yanık kara dağlar..Yağmura hasret dağlar ateşinden kararmış belki,belki hasretinden,onun için mi teselli edilmiş yeryüzünün en güzel karasıyla,beytullah la..
Kalbim Mekke benim..Onun için yönüm Mekke ye doğru,sükuna erebilseydim,Medineye giderdim,yeşillenseydim ve uzağa düşseydim Taife belki..Şehirleşebilseydi içim Cidde ye..Ne bileyim,dağ bayır yüksek rakım Mekke..Gösterdiği içimdeki kara dağların...Yine gönül der ki ya Medine,ya Mekke...Ama daha hiç bir yere gidemedim ki...
Mekke de bir çoban duydum bugün.Tüm günü koyunlarla geçen,yetim,zayıf küçük bir çoban..Tüm gün insanlardan uzakta,ne hisseder,ne söyler,akşam evine neyle döner bilmem,bir hayat böyle nasıl geçer hayal edemem..
Bir gün iki ziyaretçi gelir küçük çobana.Hem yaşça,hem ahlakça olgun..Bize biraz süt sağar mısın derler.Renklerinden belli durumları,aç susuz ve yorgun.Sağamam der çoban ben emanetçiyim.Koyunlar benim değil.İçi ezilir çobanın,bu ziyaretçilere ikram edememekten,ama içleri kırılmaz misafirlerin,onlar aldıkları cevapla memnun.Bana koça gelmemiş bir koyun göster der biri,çoban işaret eder bir kuzuyu..Kuzuya yaklaşır,yüzü gözü sözü güzel zat,birşeyler mırıldanır,okşadıkça küçük göğsünü süt dolar taşar adeta fışkırır,ziyaretçiler doyar,çoban doyar,bana da öğretirmisin söylediklerini der şaşkınlıkla..O serin el,başını okşar çobanın,sen öğrenmeyi çok seven bir çocuksun...Ve bu dudaklardan daha ne cümleler duyacaktır,bahtiyar çoban..Birisi Kur anı indiği tazelikte okumak isterse onun gibi okusun diyecektir..Anlayacaktır ki bu ses bu yüz ve mucizeler sahibi,efendimizdir...
Artık o,müslümanların ilklerindendir.Ömerden önce şehadet bulmuş,Ömer in takdirini kazanmış ender sahabilerdendir.Ömer ona,her zerresi ilim dolu bir kulübecik diyecektir.Irak a gönderirken,ona benim de ihtiyacım olduğu halde sizi kendime tercih ettim diye not gönderecek,değerini bilsinler isteyecektir...
Küçücüktür,Abdullah bin Mesud..Zayıf,kısa ve küçücük bedeni yorulmaz,kendini hizmete adar her daim,söylenmeden anlar,efendimizin her hizmetine o koşar,aileden biridir sanki...Bir gün efendimizin yanındaki sahabilere ağaçtan meyve toplarken esen rüzgar,bacaklarını açıverir..Küçücük topukları ve incecik baldırları görünür..Gülüşür ister istemez sahabiler.Ve efendimizin sesi duyulur,şu gördüğünüz iki zayıf baldır ve iki küçük topuk terazide uhuddan ağırdır..
Ağırdır Abdullah,yerinde ağırdır kolay kolay yıkılmaz,sözü dilinde ağırdır,kendinden geçmedikçe sökülüp atılmaz.Bir gün Kabenin yanında,makamı İbrahim de ille,Allah tan başka kendisini kurtaracak hiç bir yakını olmadığını bilerek ama bunu imanla bilerek,Kuran okur.Errahmaaan...Büyülenmiş gibi dinler müşrikler,en sonunda kendilerini gelir bayıltıncaya kadar döverler.Ne acı duyar ne pişmanlık...
Savaşta yanında iki genç,ebu cehili soran ve sözlerini tutup onu yere yığan,Muaz ve kardeşi,ama bitmemiş işi,Abdullah ı bekliyor belli.Abdullah basıyor ayağını göğsüne ebu cehilin.Ebu cehil,gururundan taviz vermez,ey çobancık çok yüksek yamaçlara çıktın sen,ve kopar kafası,acınası gururu işe yaramaz zelil eder Allah,o kavmi tarafından öldürülen zelil mi olur diye kendini kandırsa da..Başı taşınır Abdullah ça Resulullaha..
Abdullah bin Mesud,dinledikten sonra yutkunmakta zorlandığım,hissettiğim ağırlık..Çok hafif görünmüş oysa..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Medineli Küçük Kızlar

Toprak kızgın olur bazen,yakar ayakları,yumuşacık olur bazen sarar yaraları..Bağrında yanyana iki zıddı yaşatır hep,bazen insan,bazen bitki,bazen şehir..Hiç biri benzemez birbirine..Kimi bağrı dolu kin,kimi sevgi,kiminin dalları uzanır cennete,kiminin acı olur meyvesi,kimi kuşatır çağırır kucaklar ruhları,kimi sıkar daraltır nimeti ve nimete talip insanları.
Bereketlidir toprak,barındırdıkları da..Zıtların biri iyi biri kötü diyemeyiz haşa,değişmektir hayatın kuralı her hasat ne getirir bilinmez her şehir sırlı bir hazinedir herkesçe çözülmez..

Mekke çıkarılmasa çıkılmayacak şehirdir,insan annesinin yanından ayırmasalar ayrılır mı,annedir Mekke.Annesidir,hem şehirlerin,hem baba,hem annelerin,hem bebelerin..Kabe ki ismi bile ta arzın göğsüne tekabül eder,emzirir,büyütür bağrına bastığını,çağırır aşkla yanından zorla ayrılanı.Cömerttir,kerem sahibidir sahibi,mükerremedir onun için ikinci ismi..
Medine ki Yesrib ken daha mütevazidir,insaflıdır,havası serin,suyu soğuk,ziyaretçileri hummalıdır.Güneş Mekke deki taşları ısıtıp Mekkeliler mümin sırtları yakarken,Medine dolunayı farketmiş,her hanesine bir ışık huzmesi sızdırmaktadır.Genç Musab üzerinde aydan bir parçayla tüm Medineyi kuşatmaktadır.

Ve bir gün artık süre tamamlanmıştır,Mekke de solunacak hava,Medine de hasrete tahammül kalmamıştır.Mağara arkadaşıyla uzun süren bir yolculukla alemlerin efendisi artık şehirlerin anasından kopmaktadır.Medinelilerse kadın erkek yaşlı genç çocuk yollara dökülmüş,dillerinden taşan nağmeler gökyüzünü tutmuştur,görmeden inanmak,komşu şehirde birine,elini eline koymak,canını yoluna koymak,sadece O nunla değil arkadaşlarıyla da tüm varlığını paylaşmak,sözlerin bittiği yerdir,adları ensardır şu saatten sonra,yardımcılardır onlar nurlanmışlardır,sesleri hala kulaklardadır,
Ay doğdu üzerimize,
Veda tepelerinden...
Ve Medineli kızlar çevirirler etrafını rasulun,

-Seni çok seviyoruz...
-Ben de sizi çok seviyorum...
Ne güzeldir Medineli bir kız olmak,sevgisine karşılık bulmak,artık onu hep görecek olmak,devesinin nereye gideceğini heyecanla beklemek,Mekke nin toprağına gömülmekten kurtulmuş kızlarına arkadaş olmak,Mekke nin küçük kızı Ayşe yi anne bilmek,büyüyüp genç kız olunca,ilk yemeğini yapıp o haneye götürmek,kiminle evlendirirse razı olmak,iç fırtınalarına sükun bulmak,ne güzel Medineli bir kız olmak...

24 Ağustos 2010 Salı

Zeyd


Mekke sıcaktı,gözleri uzak,adı Zeyd.Kim bilir ne kadar ağlamıştı.Kirpikleri batıyor,ağlasa gözlerinden çöl kumu çıkacak sanıyordu.Çocuk kalbi bu kadar fırtınaya dayanamıyor bir çıkış bekliyordu,bir kurtuluş!Ne olur şu köşeden babası çıkıp gelse,onu buralardan alıp gitseydi.Kurtarsaydı onu kervanı basıp kaçıran,sonra da pazarda köle diye satan şu acımasız eşkiyalardan.
Pazar sıcaktı,pazarlık sıcak.Yeni ve ilk sahibinin yüzü sıcak gönlü sıcak,ilk olmakla aydınlanacak ruhu ve veren eli sıcak.Adı Hatice ydi.Hediye vermeyi,saadet vermeyi,güven vermeyi,huzur vermeyi bilen,huzura erendi.Adı Hatice ydi ve bir gün hanesine doğan ayla,gönlüne doğan güneşle sevindi.Alemlere rahmet olanla evlendi.Küçük Zeyd i ne kadar sevdi ki onu en güzele hediye etti.Sevindi,sevdi peygamber,sevildi,çok sevindi Zeyd.
Kötü başlayan macera Zeyd için talihe dönüşmüştü.Yanında bulunduğu insanda kimsede görmediği şeyler görüyordu.Gözleri keskindi Zeyd in,uzakları görüyordu.En yakında olan,en derini hissedebiliyordu.En güzel günlerini burada yaşayacağını nasıl bilebilirdi.Yusuf u tanımıyordu.Onunla kesişen kaderinden haberi yoktu,ümitlenmeye hali yoktu.Ama şimdi Yusuf tan da güzeli,Yusuf gibi köleyi canına katıyordu.
Mekke sıcaktı.Yolcular ümitli.Allah tan ümidini kesmemiş bir baba aramış bulmuştu yavrusunu sonunda.Öğrenmişti oğlu Muhammed sav. in yanında.Aradı buldu,selam ve umutla girdi nur dolu haneye.Ve Zeyd,nasıl beklediği şu ana nasıl kavuşmuştu.Babası onu bana verir misiniz deyince,içinden bir şey kopmuştu.Kendisine soralım dedi,içini okuyan sultan.Zeyd in tercihi sıcaktı,en huzurlu kucaktı.Burada kalacağım dediğinde üzgündü babası,şaşkın.Demek ki sen sonradan tanıdığın bir adamı babana,köleliği hürlüğe tercih ediyorsun,diyebildi sadece.Kuvvetli ve kesin bir tercihti bu.Dünya bir yana sen bir yana demekti bir çocuk için,hayat tercihiydi.
Vallahi,şu yanında bulunduğum zattan gördüklerimi kimseden görmedim,diyebildi.Küçük esmer ellerinden tuttu,Allah ın eli olduğu,bir tepeciğe çıktı,onu evladı ilan etti.Dünyanın engüzel babasına sahip oldu Zeyd.Zeyd bin Muhammed diye anıldı,Zeyd bin Harise yerine..Adı yakıştı efendimizin yanına,anılana kadar Kuran'da.Bir tek onun ismi yazıldı yüce kitaba,ne ağır ne sancılı bir yazıyla.Çünkü güçlüydü Zeyd,daha çocukluktan alışkındı acıya,ve acının sonunda gelen mutluluğa,ne güzel çocuktu Zeyd..