ONUN ADIYLA..SEVDİĞİNE SELAMLA..

Ellerim küçük,kollarım güçsüz..Yıldızlar uzak,yüzleri parlak..Gönlüme düşen kadarı içimi ışıtan kadarı yazıya dökülsün..Yıldızlar da aldığı ışığı yansıtır ya,yıldızlardan aldığı bir ışık olursa yansıtsın kalem..

19 Kasım 2011 Cumartesi

Ebu Zer el Gıfari

Ona sonradan islamın sosyalisti dediler...Anlayamadı biri açken diğerinin tat ayırt edebilmesini,biri çıplakken diğerinin özel kumaşlara paralar vermesini,evsizler varken ev döşeyebilmesini,yalnız kaldı,yalnız yaşadı,sürgündü dünya onun için,bitti sürgünü en güzel yurda döndü...Ebu Zer....




          Gıfar kabilesinin en hırçın tabiatlı ferdlerinden biriydi. Cahiliye devrindeyken süvarilerin önünü kestiğine dair bilgilere ulaşılır. Yeni bir din geldiği haberini öğrendiğinde kardeşi Üneys’i Mekke’ye göndererek ondan yeni peygamber hakkında bilgiler istedi. Araştırıp dönen Üneys, “Muhammed-ül Emin” denilen bir zatın iyi ahlakı tavsiye edip kötülüklerden uzak durmayı istediğini bildirdi. Mekkeliler onun şair veya kahin olduğunu düşünüyorlardı. Kendisi de şair olan Üneys, “Fakat ben, şair ve kahinleri çok iyi bilirim. Onun sözlerini kahinlerin sözleri ve şiir çeşitleriyle karşılaştırdım, hiçbirine benzemiyordu!” dedi.
Üneys’in söyledikleri onu tatmin etmedi. Yol azığını hazırlatıp Mekke yoluna koyuldu. Hz. Ali’yle tanışarak evinde misafir edildi. Bir an önce peygamberi görmek istiyordu. Hz. Ali’yle beraber peygamberin evine gittiklerinde peygamberden dinini anlatmasını istedi. Heyecanla ve hayretle peygamberi dinliyordu. Daha sonra da iman etti.
İman etti ve durmadı
İçi içine sığmadı. Onun iman ettiği şeyleri herkesin duyup öğrenmesini istiyordu. O haliyle haykırabilir, dünyaya meydan okuyabilirdi.
Kureyşlilerin çoğunluk bulunduğu bir mekanın önüne geldi. “Ey Kureyş cemaati!” dedi, “Beni dinleyin. Biliniz ki, ben Ebu Zer, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve resulü olduğuna kesin olarak şehadet ediyorum.”
Ebu Zer’i duyan azgın müşrikler, taşlar ve sopalarla üzerine yürüdüler.
Bu olaydan sonra Medine’ye çekilerek annesini, kardeşini ve kabilesinin yarısını İslam’la şereflendirdi.
Her zaman Peygamber’in yanında
Peygamber Medine’ye hicret ettiğinde Ebu Zer, onun huzurundan hiç ayrılmadı. Gece yarılarına kadar sohbetinde bulunurdu. Peygambere ondan “dostum” diye söz edecek kadar yakınlık duyardı.
Peygamberin bir isteğiyle Şam’a yerleşti. Şam valisi Muaviye’nin karşısına çıktı. Ondan zevk ve safa içindeki yaşamını terketmesini ve halkıyla ilgilenmesini istedi.
Sade hayatın peşinde
Gösterişten nefret ettiği kadar hiçbir şeyden nefret etmezdi. Sadeydi yaşamı. Kanaatkardı. Eline geçen paranın büyük bir kısmını fakire dağıtmaktan mutluluk duyardı. Açık sözlüydü. Doğru bildiği şeyleri söylemekten yorulmazdı.
Hayatının son senelerini Mekke yolu üzerindeki Rebeze köyünde geçirdi. Ölüm için hazırlıklarını tamamladı. Hanımına, “ölünce beni yıkayıp kefenleyin, sonra da yolun ortasına koyun!” diye vasiyet etti.
O tek başına bir cemaattir!
Peygamberin Ebu Zer hakkında söylediği “Yalnız gezer, yalnız yaşar, yalnız ölür” sözü istisnasız doğruydu. Ruhunu teslim ettiğinde yanında bir tek hanımı vardı. Yolun ortasına koyulan cenaze fazla beklemedi. İçlerinde Abdullah bin Mesud’un da bulunduğu Irak’tan gelen bir kafile Ebu Zer’in namazını kıldı.
Ebu Zer, 281 hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadislerin az olması, onun yalnız yaşamayı sevmesinde görülmektedir. Rivayet ettiği hadislerden:
“Kardeşine güler yüz göstermen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybetmiş bir kimseye yolunu göstermen sadakadır. Taş, diken ve kemik gibi insanlara zarar vercek bir şeyi yol üzerinden kaldırman sadakadır. Kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır” (Tirmizi, Birr:36.)
“Amellerin en üstünü, sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir”(Ebu Davud, Sünnet:2.)
“Resulullah’ın karşılaşıp da musafaha yapmadığı hiç olmamıştır. Bir gün beni çağırması için birini göndermişti. Ben ise evimde yoktum. Gelince, Resulullahı’ın çağırdığını söylediler. Hemen yanına gittim, sedir üzerinde oturuyordu. Beni kucakladı. Bu kucaklama benim için çok güzel bir şeydi”(Edeb:143;Müsned,5:163.)
Mahmut Feyzi Dal yazdı...Dünya Bizim'de...

4 Nisan 2011 Pazartesi

Mus ab bin Umeyr-el Mukri

"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler"

- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.


- Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir.





Gencecik bir delikanlıydı.Çok yakışıklı,çok bakımlıydı..Ailesi onun üzerine titreyen,çok varlıklı insanlardı.İbn Hazm Güvercin Gerdanlığında diyor ya,erkek güzelliği kadına göre çok daha dayanıklı,çok daha güzelmiş.Mus ab da kıvrım kıvrım saçları,aydınlık yüzüyle bakan herkesin dikkatini çekenmiş...Giysilerinin kumaşları Şam dan,Hind den,ayakkabıları Hadramut tan özel gelirmiş.Duyulmadık güzel kokuları o sürermiş...Kimi var atlas giyse,gül sürünse cezbetmez,Mus ab ın içi boş değilmiş.Etrafında olan biteni ilgiyle izlemiş,güzelliğe tutkun ruhu,esas güzeli görünce yalan güzelleri terkedivermiş.Ne varsa alçak,deni olana dair elinin tersiyle itivermiş...


Bir gün o güzel terlikli ayaklar Darül Erkam a yönelmiş,içerde insan güzeli efendimiz...Çıktığında müslüman artık Mus ab,içmiş gibi ab ı hayat...Ama sırlamış içini,ailesi karşısında, ne derler kim bilir...Ve bir gün namaz kılarken görmüş birileri,arkasından hapis,işkence,kaçış ve Habeşistan a hicret..Ve döndüğünde ipekli elbiseleri yok artık,ama ruh ne kaftanlar giymiş ki Akabe ye gelenlerin yanında giden ilk öğretmen o,diğer adı Mukri...Okuyan o..güzel okuyan...Es ad bin Zürare nin evinde,iki  yeni kardeş,bambaşka bir şehir,gurbet,efendimizden uzakta,ama her adımında bir kalbi kurtarmakta...Küsleri barıştırmakta...


Bazılarının kafası karışıp sert çıkmakta,halbuki ilerde durulup, Kur an ı okurken başına melekleri toplayacak olan Üseyd bin Hudayr gibi..Mus ab sakin,durun ben bir okuyayım siz öyle karar verin..Ve müslüman oluyor dinleyenler Mukri yi...


Ve Bedir..Musab öğretmen,Musab sancaktar,sağ kolu kesilince sol elinde tutan sancağı,şehid düşünce elinden emaneti meleğin aldığı,zırhıyla efendimize benzediğinden, düşmana peygamberi düşürdüğünü  sandıran Musab..Efendimizin Haydi Musab,deyişine meleğin cevap verdiği,ben Musab değilim...Ve sancak Ali ye...


Musab,yiğit ve şehid,ve hala güzel Musab...İpekli elbiseler yerine takva libasını giymiş de,kefeni üstünü örtmeye yetişmemiş Musab..Ayakları izhir otlarıyla örtülü Musab..


Selam..Güzeli unutmuş bir nesilden, gerçek güzeli bulan nesle selam...

29 Mart 2011 Salı

Zeyd ül Hayr

        Bir at sesi duyuyor musunuz, tozu dumana katarak koşan ,dumanının kendine yetişemediği bir at..Bir at ki kendi diğer atlardan cüsseli,sahibi diğer insanlardan..Bir at ki kendi diğer atlar arasından seçilmiş,sahibi diğer insanlar arasından.Kibrinden değil cins ata binişi,normal atlara binince ayağı yere değiyor,dağ gibi bir yiğitlik,bir kahramanlık oturmuş cüssessine..İçindeki cevheri o kalıpla kaplamış Yaratan..Zeyd nasıl bir adam...Öyle ya insanlar madenler gibidir diyor efendimiz..Kimi altın,kimi gümüş,kimi bakır,kimi demir,kimi elmas,kimi yakut,kimi kömür kimi taş...Bu atın üstündeki zat,atıyla bütünleşmiş neredeyse isminde,atlı Zeyd,öyle kıymetli bir maden..Zeyd nasıl bir adamsın sen,sorusuna muhatap efendimizin...
        
           Bir yaşlının ağır ve nazlı sesini duyuyor musunuz,oğlunu bekleyen ve hürmette kusur edilmeyen,duası alınan,mühelhel o,zeydin babası,işte o köşede oturuyor,oğlu koştururken...

          Bir haber duyuyor musunuz?Medine den Tay kabilesine ulaşan,dört bir yana nam salmış Zeyd in reisi olduğu Tay lıların seslerini işitiyor musunuz,sonra Zeyd konuşunca sessizliği,iyiyse uyarız,kötüyse reddederiz deyişini,ve yine Medine ye sürülen at sesleri,minberde nurdan billur bir sesin hitabeti...Gidenlerde bir kaçının içlerinde kıskançlık hisleri,bu ne sevgi ve bağlılık,bu ne akıcı bir sohbet,ben boyun eğmem deyişleri,ve yine kalabalığı yaran Zeyd in sesi:
-Ya Muhammed,Eşhedü enla ilahe illallah,ve eşhedü enneke rasuluhu...
-Sen kimsin?
-Ben Zeyd ül hayl bin Muhelhel..
-Hayır Zeyd ül hayr sın sen.Seni ovalarınadan,dağlarından getirip,gönlünü yumuşatana hamd olsun..

           Lam dan ra ya dönen harfi görüyor musunuz,mimle tanışınca,Allah ın hidayeti ulaşınca,elif-lam-mim-ra..Hayl dan hayra..Düşüp alemlerin efendisinin peşine onun evinde,onun ısrarıyla minderinde oturmaya,
gönlünde yer tutmaya...
           İçi kıpırtısını duyuyor musunuz Zeyd in..Ya Resulallah bana asker ver,fethedeyim Bizans ı,diyor,ve efendimizin böyle konuştuğunu ilk kez duyuyorum ben,sanki köşeye saklanmış izliyorum..
-Zeyd,nasıl bir adamsın sen!!
-Zeyd,bana övülen bir çok kimseler oldu,onları gördüğümde anlatılanın altında buldum,ama sen başkasın!!
-Zeyd,sende öyle iki haslet var ki,bunları Allah ve Rasulu sever...Vakar ve Hilm..
Ne bahtiyarlık,ne sevinç bunları efendimizden duymak,ve hamd sözcükleri hem de Rabbe,taze müslüman Zeyd den,bana Allah ve Rasulunun sevdiği hasletleri bahşeden Allah a hamd ederim..
           7 sonsuz demek ya,Medine de 7 gece geçirdi Zeyd,islamın özünü içine sindirdi,hemen gitmeli kabilesine tebliğ etmeli,düşmanla cihad etmeliydi...Efendimizle vedalaştı.Kalbinin sesini duyuyor musunuz Zeyd in..İşte ufukta kayboluyor..Ve efendimizin hüzünlü sesi sahabeler arasında sessizce yankılanıyor..

-Ne adam ama!!!Medine humması yakasını bıraksaydı,İslam tarihinde ne büyük bir yeri olurdu.....

          Yol...Uzun yol..Nefes seslerini duyuyor musunuz Zeyd in...İşte güçsüz düştü,eski düşmanı Kays kabilesi önünde,arkadaşları oradan derhal götürmek istediler,bu hali görünmesin diye,ama o,onlar benden önce müslüman olmuştur deyip oraya sığındı,Kayslılar da iman bağıyla bağırlarına bastılar Zeyd i..Medine humması tuttu bırakmadı Zeyd i..İmanıyla ölümü arasına hiçbir  günah girsin istemedi,bilakis binler niyetle amel defterini doldurça doldurdu rahmet..Allah bilir ya yaşayışıyla yapacağı tebliği ölümü de yaptı ve,Zeyd in anısıyla tüm kabilesine ulaştı Hidayet...

22 Mart 2011 Salı

Osman bin Maz'un-Hayırlı Selef

       Osman,ilk müslümanlardan,kendisinden önce on üç kişi müslüman olmuş..O ondördüncüsü..En başından tanık olmuş,tada ve acıya..İmanın halavetini,acısını tatmakta bulmuş biri o.Habeşistan a hicret edip özgürce yaşamak isteyenlerden,orada Mekke müslüman oldu haberine sevinip hemen geri dönenlerden..Hani Necm suresinin,efendimizi her göreni dinleyeni necm etmeye ki ashab yıldızlar gibidir, kudretli ayetlerini okuyunca o mübarek dil,mümin kafir,müşrik ister istemez secdeye gitmişti bütün başlar,müminlerde umut,müslüman oldu Mekke,müşriklerde korku,atalarımızı bırakamayız tövbe,zaten biz lata uzzaya secde etmiştik!!Tat ve acı,umut ve korku zaten hep bir meyvenin ayırt edilemeyen katmanları gibi değil mi..Osman dönünce Mekke ye,görür ki Mekke aynı Mekke,işkence aynı işkence eman verilenlerse rahat bir nebze..Ve amcası,koskoca Velid bin Mugire...
       Velid bin Mugire deyip geçemeyiz,Kur ana ismiyle değil ama fiiliyle,düşüncesiyle geçmiş biri o,hani Kuran şu adama indirilmeli değil miydi vesvesesine neden olan zekası,edebiyatı,zenginliği,itibarı,sezişi,sözünün dinlenişi,ve Kur anı ölçüp biçişi...Vallahi bu bir insan sözü değildir deyişi,Kureyş e,ve kendi korkularıyla tehdit edilişi..Eğer sen o peygambere tabi olursan sana ne derler,atalarından vazgeçti demezler mi,düşündü,taşındı,ayetle sabit,tekrar düşündü taşındı,yüzünü astı ve kararını bildirdi,bu bir sihir....Kahrolası nasıl ölçüp biçti dedirten Rabbe...
       Asabiyet önemli asabiyet güçlü Mekke de yine de eman veriyor yeğenine,tüm müminler işkence görürken,Osman rahat amcası sayesinde,ama sadece bedenen..Ruhu rahat bırakmıyor,ve kararını verip herkesi toplayıp ilan ediyorlar emanın kaldırıldığını..Hemen ardından dinlediği bir şiire ettiği itiraz yüzünden,dövüldü,gözleri kapandı,ama o imanın tadını almıştı...

Ela küllü şeyin ma halallahü batil
Ve küllü neimin la mahalete zail
Allah tan başka her şey boş,her şey batıl,
Bütün nimetler gelip geçici,hepsi zail..
Hayır diyor Osman,cennet nimetleri geçici değildir.Yaptığı itiraz bu,tavizsiz iman bu,dobralık,eğip bükmemek,kem küm etmemek bu,ince düşünmek bu,nimet deyince bu dünyayı hatırlamamak bu,imrenilesi bir şey bu...

Medine ye de hicret ederek,iki hicret ederek iki hicretli oldu Osman..Bedir de gazi..Hemen arkasından hastalanıp,vefat ederek efendimizin alnından öpüp cennetül bakiye defnettiği ilk muhacir sahabi..Ve hayırlı selef..Efendimiz buyuruyor,ve taşını mezarına kendi elleriyle dikiyor:

Osman ibni Maz'un bizim için ne güzel bir selef,ahirete bizden önce giden ne güzel bir kimsedir....
Efendimiz in oğlu İbrahimcik de hemen arkasından vefat edince,haydi sende hayırlı selef Osman a katıl diyordu..

Ala harf üzere iman etmeyen böyle oluyor,vefa sahibi böyle oluyor,iyi günde kötü günde beraberlik böyle oluyor,acıdan tat almak böyle oluyor.Ne diyor efendimiz:
Şu üç şey kendisinde buluna kimse imanın halavetini tadar(tadını alır)..
*Allah ve resulunun kimseye herşeyden sevimli gelmesi,gönlü sevgiyle dolması
*Sevdiğini Allah için sevmesi
*Yeniden küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi görmesi...

10 Mart 2011 Perşembe

Suheyl bin Amr

          Müşriklerden bir hatip..Sözü dinlenen hem de hakim,hikmet sahibi..Kendince etraflıca düşünen biri,Kureyş'in antlaşma temsilcisi..Bir peygamber rüyası var,binler umut var müslümanlarda,hedy develer,ihramlar ve Kabe ye özlemler var.Bir kerecik görmek umuduyla yanan bir sürü kalp var.Karşılarında ise sonuncu olarak anlaşmaya gelen Suheyl bin Amr var.Efendimiz islam ol diyor,kabul etmeyince de Allah dilediğini hidayete erdirir,sen erdiremezsin ayetini okuyordu.Suheylin iyi bir dili var,kavmine hizmeti var.Yazıya müdahele edişi var.En ağır şartları anlaşmaya koyuşu var,Hudeybiye yi ne ağırlaştıran bir havası var..Besmelede Rahmanı tanımayışı,Resulullah yazdırmayışı,bizden size sığınan iade edilecek,sizden bize gelen verilmeyecek çifte standardı var..Ömer r.a.ın şunun ön iki dişini sökeyim de konuşamasın deyişi var.Hani efendimiz,kimsenin vücudunu ayıplı hale getiremeyiz,ben peygamber olsam da Allah beni aynı hale getiriverir diyordu,hem O nun hakkında ne olacağını bilemezsin deyişi kulağına çalınıyor da Hudeybiye de,Ömer r.a. senin hakkında bir umudum olmasa boynunu uçururdum diyordu.Tam anlaşmanın üzerine ebu Cendel geliyordu sığınarak,efendimiz mahsun onu bana bırakın diyordu,sahabeler itiraz edip ağlıyordu..Ama Suheyl kabul etmiyordu..Henüz anlaşma yapmadık dediyse de peygamber,o zaman yapamayacağız diyordu..Anlaşma yapıldı,Ömer şaşkın,kalbi itiraz halinde,ömrü bu günü telafi halinde,Ebu bekir sıddik,hep sadık,vardır peygamberin bir bildiği...Peygamber üzgün,tatmin olmuyor sahabeleri,yanında ümmü seleme,istişare ehli,ihramdan çık kurbanını kes Ya Resulallah,seni takip ederler...Ettiler,kurbanlar kesildi,ihramdan çıkıldı,Kabeyi göremeden....
 
          Zaman neler getirdi...Cendeller çoğaldı,biraz uzakta birlik oldu,gele gide kimler müslüman, mümin oldu,kaç gönül fetholdu.Gönüllerle gide gide Mekke fetholdu.Muzaffer ama mütevazi peygamber,Mekkelilere siz tulekasınız,serbestsiniz,hürsünüz demişti..Seni kerem biliriz diyen Suheyl,imanedip tulekanın önüne geçti.Samimi hali onu çok ağlayan sahabe yaptı.Ömrü Hudeybiye yi telafiyle geçti.Efendimizin sınır nöbetine biçtiği değere ulaşmak için çok namaz,çok kuranla beraber ömrü sınırda geçti,ribat ehli oldu...

          Ebu Bekir  r.a.,hamdediyordu.Suheylin bir Hudeybiyedeki haline bakıp,bir de Veda haccında efendimiz traş olurken teberrüken gözüne sürdüğü efendimizin saçlarını okşar haline..Nereden nereye...Ölüden diriyi çıkaran Hadi ye...

          

9 Mart 2011 Çarşamba

Guder



Ne adı var,ne nesebi..Bir tek efendimizin bir kerelik hitabı kalmış akıllarda..Hazırladığımız çocuk sahabe kartlarında şükür kimseye çıkmadı derken,okulda dağıtılınca alıvermiş tatlı mı tatlı bir çocuk,Guder i..Öğretmeniim benim adım Guder mi?deyince gördüm gözlerinin içini,ve Guder ne sevimli göründü gözüme,ne kadar bizden biri...

Enes diyor ya bana bir gün bile bunu neden böyle yaptın,neden böyle yapmadın demedi efendimiz.Hiç bir çocuğa kızmadı,diyor ya..Her çocuğa yapabileceği görevler verir,takip edermiş ya..Yine bir çocuğa bir salkım üzüm veriyor,bunu annene götür diyor.Yolda giden çocuk,üzümden bir tane alıyor,bir tane daha,bir tane daha,bir tane daha ve üzüm bitiveriyor..Aradan bir iki gün geçiyor ki Efendimiz soruyor karşılaştığı çocuğa,ne yaptın ,götürdün mü üzümü annene?Çocuk,düşünüp yiyiverdim ben onu deyince,vefasız manasında,Guder,demiş efendimiz...

7 Mart 2011 Pazartesi

Tufeyl Bin Amr

Her hidayetin önünde iyi bir gidişat var.Tufeylde de öyle..Cömert, iyiliksever, samimi, canayakın..Sözden anlayan,şiirden,tesirli söz söyleyen..Her hidayetin önünde küçük büyük engeller var,aşılması gereken..Tufeylde de, bir çift küçük pamuk,pamuk ipliğiyle bağlı delalete..Her hidayette bir nur var,Tufeylde de ,yolunu aydınlatan..

Tufeyl,bunca iyiliğiyle,tanınan bilinen ikram gören bir Devsli.Yine hac yapmaya niyetlenmiş,yine Kabe de hac,tavaf ve putlara hediyeler sunmaya gelmiş birisi.Kureyş hep ikram etse de ona b kez farklı,farklı bir ihtimam var,farklı bir yere gelişi sözün.Kureyşten çıkan biri var.Sözü sihirli,evlatla babayı kadınla kocayı ayırmış,Kureyş i bölmüş.Uyarıyorlar Tufeyli,kavmini korumak istersen sakın onu dinleme..Korkuyor Tufeyl,sakınıyor,olur da sözü kulağıma erişirse diye kulağına pamuk tıkıyor,yönünü Kabe ye verip tavafa gidiyor.Karşısında efendim,namaz kılıyor,kulak tıkalıysa da göz büyüleniyor,bu huşu bu duruş alıp beni getirdi istemeden taa yanına diyor Tufeyl,gözünü alamadığı efendimizin sesi,pamuğa rağmen kulaklarına doluyor..Zaten kalp görüyor,kalp duyuyor...Söz içine işliyor,efendimizi takip ediyor,içten içe konuşarak,sen diyor kendine iyiyle kötüyü,güzelle çirkini ayırabilirsin,çıkar şu pamukları,doğruysa alır kabul edersin,yanlışsa yoluna devam edersin..Kapıyı çalıyor izin istiyor,ona izin veriliyor,hidayet veriliyor.İhlas ve muavizeteyn veriliyor..Ben böyle güzel söz işitmedim diyor..

Kavmine giderken istediği bir işaret üzerine ona yolunu aydınlatacak bir nur veriliyor da adı zünnur,oluyor..

Kaç modern tıkaçla kapalı kulaklarımız
Ne kadar nura muhtaç karanlıklarımız
Evinin yolunu takip etmiyor ayaklarımız
Artık nereye döneceğini bilmiyor ayaklarımız
Ahir zamanda biz bizim yüzümüzden yapayalnızız...

9 Ocak 2011 Pazar

Huzeyfe Bin Yeman

Sır saklayana verilir.Sırla onurlanan kişi,sızdırmaz küp olur içindeki suyu,sırlanır ayna olur huyu.Huzeyfe..Vefanın,zekanın,doğruluğun müşahhaslaştığı sahabe,sohbetle yetişen yani.Sadece sohbetle yetişen değil,sırla özelleşen biri..Peygamberin sırdaşı..Neler var hayatında kim bilir,babası aslen Mekke li,ama karışıp gittiği yer Medine..Müslüman olup sırdaşı olacak sevgilinin yanına gidince,henüz hicret edilmemişken Mekke de,telaşı ondan belki,soruşu,Ya resulallah ben muhacir miyim,ensar mı?İki müthiş seçenek,ecri ayetle sabit.Ve muhayyer bırakılışı,ikisi arasında,hangisini istersen ondansın Huzeyfe..Ve ensardır Huzeyfe,yardımcı hep yardımcı..Önce sevgiliye,ardından Ömer e,Nihavendde onun elleri,Azerbaycanda izleri.

Çok dokundu bana Huzeyfe nin halleri,sevgilinin diliyle sırlanan sözleri,sağlamlaşan vefası,doğru sözlülüğü.Babasıyla yolda gidişi,Bedir savaşı galiba,azıcık müslümanlar adama ne kadar ihtiyaçları var,müşrikler babasıyla Huzeyfe yi onlara karşı savaşmayacaklarına söz vermeden bırakmazlar.Varınca sevgilinin yanına anlatılır durum,savaşamazsınız der Peygamberimiz.Sözünüzde durun...

Çok dokundu bana Huzeyfe nin halleri,babası ve bir ihtiyar arkadaşı kadınların çocukların başındadır.Yürekleri hesaplaşmada.Şimdi gelecek şehadeti,az sonra gelecek ölüme tercihte..Bırakıp gidiyorlar kadınları,çocukları kendi hallerine bir mağaranın içinde..İkisi de birazdan Hakka kavuşuyorlar..Huzeyfe koşuyor,babası müslümanlar tarafından vurulmuş,baba arkadaşı müşrikler tarafından..Müslümandan gelen okla vurulmak,kardeşin hedefine rastlamak,bir tarafının kendi tarafından vurulması,ne acı.Ne dengeyi bozan bir hal,ama Huzeyfe itidalli,bozulmuyor muvazenesi,nasıl yerleşmiş diline dua bu kadar,ani olaylarda çıkmaz mı insanın gerçek kelimeleri...Allah sizi affetsin diyor,diyetini kabul etmiyor babasının,bağışlıyor kardeşlerine...

Dinlemek başka,canın dilinden.Ne okusam öyle kalmadı elimde.Ama Huzeyfe nin dilinde bir fitne teyakkuzu var tüm kayıtlarda,içinde onca münafığı tutmak kolay mı,dilinde fitneden kurtulma yolları,dua oruç namaz..O sırlanmış kalpten pay almaya çalışması dostların sormaları,en büyük fitne nedir diye ve tarifi Huzeyfe nin,anlatması bizim sıklıkla yaşadığımız ahir zaman hallerini.Sana hayır ve şer sunulduğunda hangisini yapacağını bilememen,düşündüğün halde bulamaman işin içinden çıkamamandır..Ahir zamana uyarısı,her topluluğa o topluluğun münafığı baş olmadan kıyamet kopmaz demesi.Nifak ve fitnenin yakıcılığı...Dostların denemesi kendini mihenk taşında,Ömer soruyao mesela,Ey Huzeyfe ben var mıyım o münafıklar arasında?Hayır Ya Ömer..Ya atadıklarım?Bir tane..Ama sır..Feraset bulur çıkarır,Ömer bir kapıdır,doğruluk kapısı,sorar yine Huzeyfe ye,kapı açılır mı yoksa kırılır mı?Kırılır...

Ey Rabbül Alemin..Huzeyfe nin kalbindeki sır hakkı için,sırla kalplerimizi..Kardeşlerimizden gelen oklara karşı koru dengemizi,bağışla fitneye tutulan münafık hallerimizi...

2 Ocak 2011 Pazar

Ebu ZER

Yalnız yürüsek..Biraz düşünsek,biraz gülsek,biraz ağlasak kendi kendimize,yalnız,tıpkı yaşamdan bir sayfa kopyalar gibi...Bir farketsek,yalnızlık ve yürümenin kendileştireceğini böylesine..
Yapayalnız yürümek sahralar,çöller üstünde altın alev güneşin altında..Saatlerce yürümek,zamanı unutarak.Zaten umut bağlamadığın yaşlı yorgun bineği yarı yolda bırakarak,ki belki de bedenindir o binek,yürümek..
Size binek bulamıyorum diye hüzünlenen kalbi hatırlamak.Gözleri dolu yürümek.O kalpten kopamamak, arkasında kalamamak,ardı sıra yürümek.Yanına birini bile beklemeden,aramadan,konuşmadan,söylenmeden,sızlanmadan.Arkada kalanların kirleneceği Tebük seferinde,yapayalnız yürümek,oturup kalmamanın tek çaresi yürümek...Kafilenin arkasından yetişme ihtimalini düşleyerek yürümek..

İnsanın yürüyüşünden yaşamı anlaşılır ancak.Yaşam başlı başına bir yürüyüştür çünkü.Karaltı halinde görünürken bir insanın görünüşü uzaklardan bilen bilir,korkmayın,O Ebu Zer dir.Yalnız yürür,yalnız yaşar,yalnız ölür,yalnız dirilir.Yalnızlık onda başlı başına bir zenginliktir.Ne kadar fakr içinde olsa o zerrü simin kaynağıdır.Altının mücevherin biriktirilmesine kızışı içindeki maden yatağından belki.Kalabalığa dalıp gidemeyişi,tevhid pınarının sesini uzaklardan bile duyduğunda heyecanlanışı,şair kardeşini gönderip bilgi alışı,tatmin olmayıp,Mekke de Efendimizi,Esselamü Aleyke Ya Rasulallah diyerek selamlayışı,sakla denmesine rağmen,imanın içine sığamayışı,bir ömür hakkı hakikati taşırması gönül testisinden,bundan belki.

Efendimizden bahsederken dostum sevgilim bana şöyle demişti deyip anlatışını duyabilsek.Şehrin kalabalık şaşaalı hayatına itirazına dayanamayanlar onu yanlarından uzaklaştırdıklarında,hani Medine yakınlarında bir eve yerleşip hacılarla sohbet ettiği o eve yerleştiğinde ona misafir olup dinleyebilsek.Bize dostunu anlatsa,sevgilisini,bilemediğimiz tanıyamadığımız kimler varsa daha.Abdullah bin Mesudu..Eski günlerini,hani yol kesen kabilesini,nasıl dönüşebiliriz böyle bir soluğa ümitlensek..Bir kul hırsızlık yapsa,zina etse,yalan söylese de yine de affolur mu deyişini duysak,ve Rabbin merhametini...

Yalnız yürüsek..Sıcakta ya da şu soğukta,biraz yalnız yürüsek,ara sokaklardan, binaları yıkarak gözlerimizle,yerde un ufak olurken taşlar,ayağımız altında kaybolsalar.Uzaktan bir kafile görünse ilerde,içimizde bir acı bir ümit,karmakarışığız,içimize yürürken..Kafileye ulaşsak derin vadilerimizden geçip,bize en tanıdık beyte,beyti atike,kalbimize giderken,huzur çarşısına niyetlenirken...Ebu Zere uğramayı, uğrayıp altın bulmayı düşlesek.Önde Abdullah bin Mesud.Konuşmadan ilerlesek,birbirimize tanıdık.Bozamasa yalnızlığımızı bu tanıdıklık..Yaklaştıkça havanın ağırlaşışını hayra yorsak.Sonra bir evladın sesiyle irkilsek,bu Ebu Zer dir,onun defnine kim yardımcı olur dese..Yalnız yürümüş yalnız yaşamış yalnız ölmüş ve yalnız dirilecek,yalnızlığın onurunu efendimizin diliyle yüceltecek bir insanın arkasından,ağlasak,ağlasak,hiç ses çıkarmadan..Sevgilisinin onu bıraktığı gibi kalmaya ahdetmiş bir vefanın yasını tutsak.Amel, kalp değil ama yaşam standardı olarak bir günü diğerine eşit olmayan bizler..